Okul öncesi eğitimde değerler eğitimi denince akla genellikle iki yöntem gelir: bir yetişkinin çocuğa "paylaşmak iyidir", "dürüst olmak önemlidir" gibi kuralları anlatması, ya da bir çizgi filmin bu değerleri karakterler üzerinden göstermesi. Her iki yöntem de faydalıdır, ama ikisinde de çocuk pasif bir dinleyici ya da izleyicidir. Oysa gelişim psikolojisinin bize öğrettiği önemli bir gerçek var: çocuklar bir değeri gerçekten içselleştirmeye, o değere göre davranma fırsatı kendilerine verildiğinde başlar.
"Doğru cevap" değil, "kendi cevabın"
Bir çocuğa "paylaşmak güzeldir" demek ile, o çocuğu paylaşmanın gerekip gerekmediğine kendisinin karar vermesi gereken bir anın içine yerleştirmek, çok farklı iki deneyimdir. Birincisinde çocuk bir bilgiyi ezberler; ikincisinde ise bir değeri, sonuçlarını görerek deneyimler. Maarif Programı'nın sosyal-duygusal gelişim alanına bakıldığında da vurgu, çocuğun değerleri dışarıdan verilen kurallar olarak değil, kendi deneyimleri ve seçimleri üzerinden inşa etmesi gerektiği yönündedir.
Bu yaklaşımın zorluğu, sınıf ortamında ya da evde her çocuğa özel, onun kendi kararını vereceği bir "an" yaratmanın kolay olmamasıdır. Otuz kişilik bir sınıfta her çocuğa böyle bir deneyim sunmak öğretmenin tek başına üstesinden gelebileceği bir iş değildir.
Bir seçim, bir sonuç, bir iç görü
MiniZeka'daki etkileşimli hikâyelerde bu boşluğu doldurmaya çalıştık. Hikâye yarıda kesilir ve çocuğun önüne, aynı anlaşmazlığa iki farklı yaklaşımı temsil eden iki görsel seçenek çıkar -örneğin bir paylaşım anlaşmazlığında, bilge bir karaktere danışmayı mı, yoksa doğrudan güçle bir çözüm bulmayı mı tercih edeceği sorulur. Çocuk hangi seçimi yaparsa yapsın hikâye onu cezalandırmaz; her seçim, farklı ama tamamlayıcı bir devam sunar. Önemli olan doğru cevabı bulması değil, bir cevap üretmiş olmasıdır.
Bu seçimler tek seferlik bir oyun anı olmaktan öte bir işe de yarıyor: zaman içinde çocuğun problemlerle karşılaştığında genellikle nasıl bir yaklaşımı tercih ettiğine dair bir örüntü ortaya çıkıyor ve bu, veliye ya da öğretmene anlamlı bir gözlem olarak yansıyor. Böylece bir yetişkin, çocuğuyla "bugün ne öğrendin" gibi genel bir soru yerine, "bu durumda ne yapmayı seçtin, neden?" gibi çok daha somut bir sohbete girebiliyor.
Öğretmenler için bir gözlem aracı
Anaokulu öğretmenleri için bu yaklaşımın bir başka değeri daha var: sınıftaki yirmi, otuz çocuğun her birinin sosyal-duygusal eğilimlerini tek tek gözlemlemek zaman alan bir iştir. Değer temelli interaktif hikâyeler, bu gözlemi bir dereceye kadar ölçülebilir ve paylaşılabilir hale getiriyor -öğretmenin sezgisinin yerini almak için değil, onu destekleyecek somut bir veri sunmak için.
Değerler eğitiminde asıl hedef, çocuğun "doğru" cevabı ezberlemesi değil, bir gün karşılaştığı gerçek bir ikilemde, önceden bir kez deneyimlemiş olduğu o düşünme sürecine yeniden başvurabilmesidir. Anlatarak öğretilen bir değer unutulabilir; seçerek deneyimlenen bir değer, çocuğun kendi hikâyesinin bir parçası olur.